‘‘Zindanlarda ya da gözaltında ölen/öldürülen, yargısız infazlara mahkûm olan, işkencelerde zulme maruz kalan insanlara sahip çıkmayı, yapılan haksızlıkları zulüm olarak niteleyip adalet ve vicdanı adına karşı çıkmayı kendine görev bilmeyen İslami camianın bu duyarsızlığı, biz cezaevindeki Müslümanları her daim ürkütmüştür. Hatta diğer siyasi tutsaklar karşısında boynumuzu büktüğünü de ifade etmeliyim.’’

Bu sözler, 28 Şubat döneminde birçok organ tarafından Müslümanların aleyhine başlatılan kampanyaların neticesinde, yaptığı İslami çalışmalar nedeniyle, 1994 yılında, ‘‘Anayasal Düzeni Yıkmaya Teşebbüs’’ suçlamasıyla gözaltına alınarak tutuklanan Ahmet Şat’a ait.

Kur’an-ı Kerim’i okuduğumuzda açıkça görüyoruz ki, Rabbimiz bize adaleti, hakkı titizlikle ayakta tutan kimseler olmayı emrediyor. (16: 90, 4:58, 5:8) Tarihte birçok dönem, adaleti haykırmak konusunda insanlık sınıfta kalmış. Adalet bazen siyasi düzlemde imtihanımız olmuş, bazen de komşumuz veya arkadaşımız ile ilgili bir konuda hakkı ayakta tutma sınavından geçmişiz. Ya da aklımızı, kalbimizi adil olması için eğitmişiz. Yaşadığımız sürece her an ve her saniye bu sınav devam edecek.

28 Şubat dönemi de Müslümanların en zor dönemlerinden, adaletin ve hakkın kolayca çiğnendiği imtihan dönemlerinden biri olmuş şüphesiz. Bizler yaşımız itibariyle çoğu duruma birebir şahit olamasak bile, dönemin izlerini hayatımızda, dönem ile ilgili bilgileri de pek çok ortamda görebiliyoruz. O dönemin bitmeyen haksızlıklarını haykırmak, adaleti ayakta tutma sınavını geçmek için bugün bizler hazır mıyız?

Bülent Düğenci. İsmi bile olmayan bir terör örgütünü kurmak ve yönetmekten yargılanmış bir otobüs şoförü. Düğenci, Madımak Oteli sanıklarındandır ve hakkındaki tek ‘‘delil’’ dönemin emniyet şube müdürü M. Yıldız’ın ‘‘Orada gördüm.’’demesidir. Olay anında olay yerinden kilometrelerce uzakta otobüs sürüyor olmasına, otobüsteki otuz-kırk yolcusunun tanık olmasına, olayı otobüste öğrenmesine rağmen DGM(Devlet Güvenlik Mahkemeleri)’de yargılanmaktan kurtulamamıştır. Ağırlaştırılmış müebbet cezası alan Bülent Düğenci’nin tahliye tarihi ise 2042.[1]

Cengiz Sarıkaya, İslami Hareket davasından tutukluymuş ve hapishanede vefat etmiş. Sarıkaya, mahkeme kararı olmaksızın tutuklanmış. Tutuklandığında sağlam bir vücuda sahip olan abimiz, hapishanede felç geçiriyor ardından beş ay kadar bitkisel hayatta kalıyor. Hastalığı süresince ilaçlarına ulaşmasına ve tedavisine önem verilmediği gibi vücudunda işkence izlerine rastlanıyor.[2]

Bunlar, edindiğimiz bilgilere göre aktarabildiğimiz hayat hikayelerinden yalnız ikisi. Benzer durumda olan, adaletin kendisine uğramadığı yüzlerce kişi var. Yok sanıyoruz, bitti sanıyoruz, öyle değil mi?
Avukat İlhami Sayan’ın ifadeleri şöyle: ‘‘Şu anda on binlerce insan uzun süreli veya müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarıyla içeridedir. Bunların büyük bir çoğunluğu gerçek manada suçsuzdur; bir kısmı usul hatalarının sonucu, bir kısmı suçsuzluğunu anlatamadığı için, diğer bir kısmı ise yargılamaların sakat anlayışı nedeniyle cezaevinde tutuluyor.’’[3]

Cezaevlerinde kitap okuma, aileleriyle görüşme, diğer mahkûmlarla görüşebilme olanaklarının sınırlı olduğunu da avukatlardan ve mahkûm yakınlarından öğreniyoruz. Yüzlerce mahkûm, onların yakınları, ayrı ayrı binlerce kişi böylece mağdur oluyor.

Yazının başında mektubundan bir kesit verdiğimiz Ahmet Şat, mahkemede, polisin sorgu sırasında kendisine işkence ettiğini belirtiyor. Bunun üzerine davaya bakan hâkim şunu söylüyor: ‘‘Sana az işkence etmişler, biraz daha etselerdi konuşurdun.’’ İşte böyle bir dönemden, böylesine bir haksızlıktan bahsediyoruz.[4]

Bir Duvar Hikâyesi adlı yazısında şunları söylemiş Ahmet abimiz: ‘‘…Dostoyevski, Tanrı olmasaydı her şey mubah olurdu, der. Allah’ın varlığı, sorumsuz ve sınırsız tüm davranışlar yerine vahyin öğretisi doğrultusunda bir yaşamın zorunluluğunu hatırlatır sizlere. Allah var olduğuna göre attığınız her adımın mutlaka hesabını vereceksiniz demektir…’’[5]

Atılan adımların hesabı, sorumluluk bilincinin sonucu ancak ve ancak eylemdir. Hem ne der Şair: ‘‘Samîmî yaşlarından coştu rûhum, herc ü merc oldu; fakat mâtem halâs etmez cehennemler saran yurdu. Cemaat, intibâh ister, uyanmaz gizli yaşlarla. Çalışmak! Başka yol yok, hem nasıl? Canlarla, başlarla.’’

‘‘Ne yapmalı?’’ diye sorduk biz de. Derdest belgeselinin yönetmeni Kevser Çakır Demir’in söyleşilerde bahsettiği ve Kampüs Kur’an Halkaları’nın da gündeminde olan ‘‘mahkûmlara mektup’’ seçeneğimiz vardı. Bu konuda hem mahkûmların hem avukatların söylediklerinden anladığımıza göre cezaevlerinde kalanlar için mektuplar çok önemliymiş, gönderilen bir mektup mahpuslar için saatler ve belki de haftalarca moral kaynağı olabiliyormuş. Sadece hâl hatır soran bir mektup dahi çok önemliymiş. Netice olarak Sakarya Kampüs Kur’an Halkası’ndaki kardeşlerimizle mektuplar yazdık. Belki mahkûmlara destek olur umuduyla gönderdik.

Hep birlikte, konuyla ilgili bizi bilgilendiren ve bizi harekete geçiren ‘‘Derdest’’ belgeselini izledik. Sizler de bu değerli belgeseli izlerseniz muhakkak ki faydalı olacaktır. Müslüman mahkûmların yıllardır süren bu durumu bizim için büyük bir kaygı. Kaygımızı eyleme dönüştürmek için üretmeye devam edeceğiz inşallah. Bu konuda yapılması gereken en önemli şey insanlarla bu saklı gerçeği buluşturarak kamuoyu oluşturmak. Bu yazı da bunun için bir vesile olur diye ümit ediyoruz. Allah, rızasını kazananlardan olmamıza izin versin. ‘‘…Erkek olsun kadın olsun, çaba gösteren kişinin çabasını boşa çıkarmayacağım…’’ (3/Âl-i İmran:195) diyor Rabbimiz, şüphesiz O vaadinden dönmeyendir.

Sizler de mahkûmlara mektup göndermek yahut bir bayram kartı ile mahpusların bayramı yalnız geçirmemesine vesile olmak ya da başka projeler üretip istişarede bulunmak isterseniz bize kampus.kuran.sau@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Kur’an ayı Ramazan, akabinde bayramımız ümmetimize bereket ve güzellik katacak Allah’ın izniyle. Sürç-i lisan ettiysek affedin. Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

[1]Bülent Düğenci’nin eşi Buket Düğenci’nin ‘‘Derdest’’ belgeselindeki ifadeleri.
[2]Konu ile ilgili ‘‘Derdest’’ belgeselindeki ifadeler.
[3]www.cezaevindennotlar.com
[4]Ahmet Şat’ın ablası Zeynep Durmaz’ın ifadeleri.
[5]www.cezaevindennotlar.com

SAKARYA KAMPÜS KUR’AN HALKASI