PEYAMİ SAFA-YALNIZIZ KRİTİĞİ

Konusu:
Peyami Safa, bu eserinde insanlığı materyalizmin kör çemberini kırmağa, kendini kaybettiği ruhunu bulmaya çağırmaktadır. Asrımızda insanın bütün problemleri bu noktada düğümlenmektedir. Ve Allah’ı bilmedikçe, insanlık buhrandan buhrana yuvarlanacak, huzur ve sükun bulamayacaktır.

Kısaca roman özeti:
Her şey Selmin’in yemeklere iştirak etmemesi, sonrasında hamile olduğunu söylemesi ile başlar. Selmin Fransa’ya gidecek ve orada çocuğunu doğuracaktır. Olaylar Selmin’in baba adayını söylememesi ile daha da arapsaçına döner. Selmin’in dayısı olan Samim ise Selmin’in okul arkadaşı olan Meral’e tutulmuştur. Selmin ile sürekli görüşerek Meral hakkında konuşurlar.

Samim’in tuttuğu günlükte Meral’e ait düşünceleri, onla geçirdiği günlerde ne yaptığı yazılıdır. Bunu okuyan Mefharet, baba adayı olarak Samim’i görür. Besim ile birlikte olayları yorumlayarak tam bir çıkmaza girerler. Selmin’in dikkat çekmek amacıyla yaptığı bu davranışların asılsız olduğu ortaya çıkınca her şey açığa kavuşur.

Okulu bırakıp zengin bir Fransız ile evlenerek Fransa’ya giden ve arkasından pek çok söylentiler çıkan Feriha(Selmin ve Meral’in okul arkadaşı), Türkiye’ye gelmiş ve Meral ile görüşmek istemişti. Meral’e sürekli Paris’i anlatıyor, oradaki şaşalı hayattan bahsediyordu. Meral’in bu tür şeylerden çok kolay etkileneceği aşikardı. Samim; bunun farkına varmış, Meral’i Feriha’dan uzak tutmak için her şeyi yapıyordu.

Samim , dünyevi zevklerinin farkına varmış, bunlarla hareket etmenin yararsız olacağının farkına varmıştı. Ona göre insan kendini tanıdığı sürece bu dünyadan zevk alabilirdi. Yoksa mutluluk göz boyamayla, yiyeceklerle, içkilerle,
yatlar- katlarla elde edilecek şey değildi…

Meral kendini hayat yolunun tam ortasında buldu. Samim’i istiyordu, çünkü onun yanında kendini var hissediyor ve rahatlıyordu. Feriha’ya hayır diyemiyordu… Feriha’ya takılıp hayatın dertlerini unutmak, sadece eğlenmek istiyordu…

Bu düşünceler arasında boğuşurken dayanamadı ve Feriha’nın yanına gitti. Beraber otelin gazinosuna gittiler. Ve müzik eşliğinde eğlenmeye başladılar. Tesadüfen bir arkadaşıyla oraya eğlenmeye giden Besim ile karşılaşırlar. Kısa süreli bir şaşkınlıktan sonra dans etmeye başlarlar.

Besim’in bu olayları akşam abisine söylemesiyle çılgına dönen ve olaylara bir anlam veremeyen Samim, Meral’i unutmaya söz verir… Söz verir ama onu bir türlü aklından çıkaramaz. İçi içini yer durur. Geceleri uyuyamaz…

Olanları Ferhat’ın da öğrenmesiyle Meral, ailesi tarafından sıkıştırılmaya başlar. Meral burada kararını vermiştir: Feriha’yla beraber Fransa’ya gidecek ve orada zengin bir koca bulacaktır. Abisinin onu odasına kilitlemesi ile tüm düşünceleri suya düşer.

Kilitli odada yaptıklarını düşünen Meral, pişmanlık duymaya başlar. Yaptıklarının kendine ve ailesine yakışmayan davranışlar olduğunun farkına varır. Samim’i düşündürür. Onu ne çok özlediğini anlar. Sigara içmek ister ama çakmağının gazı bitmiştir. Duvardaki gaz lambasıyla sigarayı yakmayı düşünür. Çakmaktaşı ile sigarasını yakar. Fakat bu arada elindeki şişe yere düşer ve kırılır. Biranda yatak, halılar ve kıyafetleri alevler içinde kalır. Diri diri yanarak can verir. Herkesi üzen bu ölüm kafalarda intihar olarak kalır.

Kitaptan çıkarımlarımız
Yalnızız adlı romanda insanın toplum içinde nasıl yalnızlaştığını iç sesini ne yönde ve ne kadar dinlediğini görüyoruz. Giderek bireyselleşen ve küçülen dünyamızda insanın yalnızlaşması çağımızın en büyük sorunu oldu artık.
İnsanın etrafında nice insanlar, arkadaşları, dostları olur fakat yine de yalnızdır kendi içinde. Yalnızlık bazen hüzün verir, karamsarlıktır bazen. Bazen de huzur verir aslında. Ama bir yere kadar. İnsan alır başını gider bazen, huzur bulur, kendi iç sesini dinler, kendiyle yüzleşir. İnsanın kendi kendini arayışıdır.
İnsanlar yalnızlaşıyor! Toplumun, kalabalığın etrafındaki insanların içinde bile yalnız hisseder kendini. Bunda teknolojinin de çok etkisi vardır. Refah düzeyi, imkanlar arttıkça insanın kendi kabuğuna çekilmek arzusu da artar.
Kalabalıklar içinde yalnızları oynuyoruz!
İşte yalnızız adlı romanda da sürekli yalnızlaşan ve artık kendi öz benliğinden kopmuş bireyleri görüyoruz. Sürekli materyalizmin çemberi altında kalan maneviyata hiçbir şekilde hayatlarında yer vermeyen bireyleri görüyoruz. Bu da hiçbir zaman huzur vermiyor, verse de sonu geliyor. Hayatları, yaşamları yolunda gitmiyor. Ve sonunda tek başına bu hayatta olan mücadeleyi kazansalar bile hiçbir şekilde zevk almadan tükenip gidiyorlar.

Romanda en çok işlenen tema yalnızlıktır. Psikolojik bir roman olan “Yalnızız” bireylerin kendi benliğinden çok ikinci bir benliğe bürünüşü, bir buhrana kapılmaları ve bu buhran da kurtulma çabalarına girmeleri çokça işlenir. Kendilerini ararlar fakat yanlış bir şekilde ve yanlış yerde aramaları anlatılmaktadır.
Kitaptan çıkarmamız gereken; insanın huzuru farklı şeylerde ve dünyalık metalarda araması ama bunu hiçbir zaman tatmin etmemesi. Hiçbir sevgi kalbimizdeki o boşluğu dolduramaz o boşluğu dolduracak olan sadece Allah’ın sevgisidir. Biz yaratıcımızla olan muhabbetimizi tüm dünyalık şeylere duyduğumuz muhabbetten daha az tutuyoruz. Hiçbir sevgi Allah’ın verdiği huzuru vermez unutmamalıyız ki; KALPLER ANCAK ALLAH’I ANMAKLA HUZUR BULUR…

Sena DEMİRCİ
Düzce Üniversitesi